İŞ VE EKONOMİ DÜNYASININ HABER SİTESİ
  1. Haberler
  2. Kültür Sanat
  3. Saklı tarihin peşindekiler

Saklı tarihin peşindekiler

Toprağın altında saklı tarih, kazı çalışmalarıyla gün yüzüne çıkıyor. Arkeologlar her gün kuyumcu titizliğiyle çalışarak geçmişin izlerini arıyor. Tıpkı Smyrna Antik Kenti’nde olduğu gibi…

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Toprağın altında saklı tarih, kazı çalışmalarıyla gün yüzüne çıkıyor. Arkeologlar her gün kuyumcu titizliğiyle çalışarak geçmişin izlerini arıyor. Tıpkı Smyrna Antik Kenti’nde olduğu gibi…

Anadolu, binlerce yıllık geçmişiyle dünyanın en zengin arkeolojik alanlarından birine ev sahipliği yapıyor. Türkiye’nin dört bir yanında sürdürülen kazı çalışmalarıyla bu miras gün yüzüne çıkarılıyor. Arkeolojik kazılar yalnızca geçmişin izlerini ortaya çıkarmakla kalmıyor… Aynı zamanda binlerce yıllık tarihsel birikimin korunarak gelecek kuşaklara aktarılması da sağlanıyor.

Halen Türkiye’nin dört bir yanındaki 183 kazı alanında tarihin derinliklerine iniliyor. Bunun yanı sıra, Türk uzman koordinatörlü 28 yabancı kazı çalışması da yürüyor. Sadece bu sayı bile Anadolu’nun arkeolojik zenginliğini anlamaya yetiyor. Arkeologların uzun, zorlu ve titiz mesaisine tanıklık etmek için İzmir’in Konak ilçesindeki Smyrna Antik Kenti’ndeydik…

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Türk İslam Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kazı Başkanı Prof. Dr. Akın Ersoy, Smyrna’da bir günün nasıl geçtiğini anlatmadan önce antik kentin tarihine ilişkin bilgi veriyor:

“İzmir’in tarihi 8500 yıl önceye kadar gidiyor. Bunun son 2500 yıllık dönemi Konak ilçesinin tarihi kent merkezinde şekilleniyor ve bugüne kadar geliyor. Smyrna Antik Kenti’ndeki ilk çalışmalar cumhuriyetin ilk yıllarına dayanıyor. Çalışmalar 1932’de yüzey araştırması şeklinde başlıyor. Ardından 1933 yılında fiili kazılara dönüşüyor ve ondan sonraki süreçte de kazılar aralıklarla 2002 yılına kadar devam ettiriliyor.”

2007’den bu yana ise çalışmalar Prof. Dr. Akın Ersoy başkanlığında sürdürülüyor. Bu süreçte kent meclisinden Roma Hamamı’na kadar pek çok tarihi yapı ve eser ortaya çıkarıldı. Akademisyenlerin ve zaman zaman yabancı araştırmacıların da yer aldığı profesyonel ekip, gün boyunca belirli bir program dahilinde çalışıyor. Prof. Dr. Ersoy, bir kazı gününün nasıl geçtiğini şöyle anlatıyor:

“Güne saat 8.00’de başlıyoruz. 8.30’a kadar hazırlık dönemi sürüyor. 8.30 itibarıyla da fiili çalışmalar başlıyor. İki noktada halen kazı çalışmalarını yürütüyoruz. Bunlardan biri Smyrna Agorası’nın çeperinde, ikincisi ise Smyrna Tiyatrosu’nda. Saat 10.00 sularında bir mola veriyoruz. Sonra 10.20-10.25 sularında tekrar aynı noktalarda kazı çalışmalarını 12.00’ye kadar sürdürüyoruz. Bir saatlik öğle yemeği molasının ardından aynı noktalarda çalışmalar sürüyor. Saat 15.00 sularında tekrar ara veriyoruz ve 17.30’da kazı çalışmalarını sonlandırıp 18.00 gibi alandan ayrılıyoruz.”

Smyrna Antik Kenti’nde kazılar ocak dışında yılın 11 ayı sürdürülüyor. Yaz aylarında üniversitelerin tatile girmesiyle akademisyen ve öğrenciler de çalışmalara yoğun olarak katılıyor. Böylece kazı ekibi, yılın diğer dönemlerine göre daha kalabalık bir yapıya kavuşuyor.

Kazı alanındaki iş, toprağı kaldırıp bir eseri ortaya çıkarmakla bitmiyor… Gün içinde bulunan her obje için farklı bir süreç işletiliyor. Özellikle heykel gibi önemli bir buluntuyla karşılaşıldığında ekibin ne yaptığını yine Prof. Dr. Ersoy’dan dinliyoruz:

“Bir heykel parçası veya bir heykele ulaşılması halinde -ki Smyrna Tiyatrosu’nda bu olasılık daha yüksek- oradaki arkadaşlarımız kendilerinden daha kıdemli olan alan sorumlusuna bilgiyi ulaştırıyorlar. Alana ulaştığımızda eserin hangi döneme ait olduğu ve nasıl bir yöntemle çıkarılması gerektiği konusunu tartışıyoruz. Eseri eğer arazide görmüşsek bırakmak istemiyoruz. Günün sonunda mutlaka eserin oradan çıkarılmasını istiyoruz. Sonra da Smyrna Agorası’nın hemen bitişiğindeki kazı evinin deposuna yerleştiriyoruz.”

Sikke bulunduğunda ise süreç biraz daha farklı ilerliyor. Önce buluntunun kodları alınıyor. Ardından nerede, nasıl ve kim tarafından bulunduğuna ilişkin bilgiler kayda geçiriliyor.

Prof. Dr. Ersoy sonraki aşamayı, “Metal objeler genellikle oksitlendiği için laboratuvarda temizlenmesi gerekiyor. Ardından objenin tanımı, yani sikkenin hangi döneme ait olduğunun belirlenmesine yönelik masa başı akademik çalışma yapılıyor. Böylece envantere giriyor. Sikkeler çoğunlukla müzelere teslim ediliyor” sözleriyle özetliyor.

Kemik objeler yine aynı şekilde bilgi fişleri doldurularak kayıt altına alınıyor. Bu aşamada veterinerlerin bilgisine başvurulduğu da oluyor.

Kazılarda karşılaşılan buluntuların önemli bir bölümünü ise seramik parçaları oluşturuyor. Aynı alanda çok sayıda parçaya rastlanabildiği için bunların ayrıştırılması büyük önem taşıyor. Prof. Dr. Ersoy, bu süreci şöyle anlatıyor:

“Seramikler, seviyelerine göre kasalarda toplanıyor. Hangi alt seviye ile hangi üst seviye arasında seramiklerin bulunduğunu kasa fişlerine yazıyoruz. Bu kasalar kazı evinde yıkanıyor. Bunların içinden tarihleme açısından önem taşıyan örnekler ayrılıyor. Bu örneklerin çizimleri yapılıyor, fotoğrafları çekiliyor ve her biri için ‘eser fişi’ oluşturuluyor. Bu fişler dijital ortamda saklanıyor.”

Kazı alanında ortaya çıkan yapı ve kalıntıların belgelenmesi de en az onları gün yüzüne çıkarmak kadar önemli. Bu noktada arkeologların yanında mimarlar da görev alıyor. Ortaya çıkarılan mimari kalıntıları belgeliyor, ayağa kaldırılması gereken anıtlarda ise mimari elemanların nerede ve nasıl kullanılacağı üzerine çalışıyorlar.

Binlerce yıllık geçmişin izlerini ortaya çıkarmak, büyük emekler ve sabırla mümkün oluyor. Prof. Dr. Ersoy, “Çapayı, malayı veya herhangi bir enstrümanı hızlı kullanarak bir objeye zarar verdiğiniz takdirde, onun geri dönüşü zor. Obje yerinden kalktıktan sonra aynı yere o objeyi ve toprağı koymanız mümkün değil. Bu yüzden sabır, yapılan işte birinci kalem olarak geçiyor” diyor.

Kazı çalışmaları aynı zamanda fiziksel açıdan da dikkat gerektiriyor. Özellikle klasik kazılarda kazma ve kürek gibi daha büyük gereçlerle çalışmak bedensel yorgunluğa neden oluyor. Bu araçların kullanımı sırasında ekip güvenliği de önem taşıyor. Örneğin kazma ve küreğin bir başkasına zarar vermemesi için arkeologların mesafelerini koruması gerekiyor.

Kazı alanında uygun ayakkabılar kullanmak, yaz aylarında sıcak nedeniyle şapka takmak, uzun kollu kıyafetler giymek de dikkat edilmesi gereken ayrıntılar arasında yer alıyor.

Smyrna’da sona eren kazı gününden geriye büyük bir yorgunluk ve gurur kalıyor… Saklı tarihin peşindekiler, geçmişin karanlık bir köşesini daha aydınlatmanın mutluluğuyla evlerinin yolunu tutuyor.
 

Saklı tarihin peşindekiler
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Ekonomi ve İş Dünyasından en güncel haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

Sektör Gündem ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir