Cambridge ekibi, farklı cinsiyetlerdeki meyve sineklerinin sinaps bağlantılarını karşılaştırarak genetik faktörlerin nöral yapıyı ve davranışları nasıl belirlediğini somut verilerle kanıtladı.
İngiltere merkezli Cambridge Üniversitesi ile Tıbbi Araştırma Konseyi Moleküler Biyoloji Laboratuvarı'ndaki uzmanlar, erkek meyve sineğinin beyninde bulunan 124 milyon sinir hücresi bağlantısını detaylı bir şekilde haritalandırdı.
İki yıl önce bitirilen dişi sinek beyin verisiyle birleştirilen bu yeni bulgu, iki cinsiyet arasındaki nörolojik farklılıkları tüm boyutlarıyla gözler önüne serdi.
Araştırmacılar, bu ilerlemeyi evrenin keşfine olanak tanıyan güçlü teleskobun icadına benzetiyor; genlerin beyin mimarisini ve davranış kalıplarını nasıl yönlendirdiğine ilişkin temel biyolojik sorulara cevap arandığını belirtiyorlar.
Analizler, cinsiyetler arası beyin hücrelerinin yüzde 95'lik bir oranda ortak olduğunu ortaya koyarken, geriye kalan yüzde 5'lik devre farklılıklarının davranışsal değişimlerin temelini oluşturduğu görülüyor.
Erkek sineklerdeki takip mekanizmaları, agresif saldırganlık ve kanat titreşimiyle üretilen çiftleşme sesleri gibi davranışlar, bu küçük nöral farklılıklardan kaynaklanıyor. Bilim insanları, iki ana gen tarafından kontrol edilen bu tepkilerin beyindeki fiziksel karşılıklarını ilk kez gözlemleme fırsatı buldu.
Akademik çevreler, bu çalışmanın erkek ve kadın arasındaki davranışsal farkları açıklamayı amaçlamadığını, insan davranışlarının çok daha karmaşık süreçlere bağlı olduğunu hatırlatıyor.
Bu araştırmanın en önemli katkısı, genetik çeşitliliğin beyin bağlantılarını ve sonuç olarak davranış örüntülerini nasıl doğrudan etkilediğinin ilkelerini netleştirmesi olarak görülüyor.
Uzmanlar, bu yapının anlaşılmasının, otizm spektrum bozukluğu ve şizofreni gibi genetik kökenli nörogelişimsel ve psikiyatrik rahatsızlıkların kökenini aydınlatmada belirleyici olacağı öngörüsünde bulunuyor.
Toplu iğne başı kadar küçük olmasına rağmen mevcut süper bilgisayarları geride bırakan verimlilik sunan sinek beyni, teknoloji sektöründe de yeni fırsatlar yaratıyor.
Canlı beynin yüksek enerji tasarrufu ve problem çözme yeteneğinin deşifre edilmesi, biyolojik ilkelere dayalı daha gelişmiş yapay zekâ ve işlemci tasarımlarına öncülük edecektir.
Bilim insanları, genlerden beyin devrelerine uzanan bu yeni yol haritasının hem tıp hem de hesaplama teknolojileri alanında devrim niteliğinde bir dönemin başlamasına kapı aralayacağını dile getiriyor.

















