Paris Anlaşması'nın onuncu yılında yayımlanan 2026 Lancet Geri Sayım raporu, University College London ve DSÖ iş birliğiyle hazırlandı. Çalışma, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki yıkıcı etkilerinin hızlanarak sürdüğünü kanıtladı.
30'dan fazla ülkede bulunan 100'ü aşkın kuruma bağlı 146 bilim insanının katkı sağladığı rapor, aşırı sıcak dalgaları ve kuraklığın, mevcut iklim politikalarının öngördüğü hızdan çok daha hızlı bir ivme kazandığını ortaya koydu.
2016-2023 yılları arasında sıcaklık kaynaklı ölüm vakalarının yıllık ortalama 540 bin kişiye ulaştığı, bu kayıpların yüzde 68'lik kısmının doğrudan iklim değişikliğine atfedildiği tespit edildi. Özellikle 2023'te sıcaklıklar 710 bin can alırken, bu rakamın iklim kriziyle bağlantılı bölümünün, HIV veya sıtma gibi salgınlardan kaynaklanan ölümleri geride bırakarak kritik bir eşiği aştığı belirtildi. Söz konusu sekiz yıllık süreçte iklim değişikliğine öngörülen toplam ölüm sayısının yaklaşık 3 milyon olduğu kayıtlara geçti.
Çalışma, iklim felaketlerinin yalnızca biyolojik sağlığı değil, ekonomik istikrarı da hedef aldığını gösterdi. Sıcaklık artışı ve verimlilik kaybı nedeniyle 2025'te küresel ekonomide 1 trilyon doları aşan bir hasar oluştuğu ve bunun üçüncü kez bu seviyeye ulaştığı ifade edildi. Ayrıca, 2016-2025 döneminde aşırı kuraklığın etkilediği toprak miktarı, önceki on yıla göre yüzde 700 oranında hızlanarak arttı; 2025'te dünya yüzeyinin yarısından fazlası en az bir ay boyunca şiddetli kuraklıkla boğuştu.
Rapor, umut verici bazı gelişmelere de işaret etti. 2025'te temiz enerji yatırımları yüzde 7'nin üzerinde bir artışla 2,1 trilyon dolara çıktı ve bu tutar, fosil yakıt harcamalarının yüzde 82 üzerinde kaldı. Yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payı yükselirken, daha temiz hava koşulları sayesinde yılda yüz binlerce insanın hayatı kurtarıldı. Ancak fosil yakıtların enerji arzının yüzde 80'inden fazlasını oluşturması ve hava kirliliğinin yıllık 2,7 milyon ölüme yol açması, sorunun çözülmediğini hatırlattı.
Uzmanlar, iklim değişikliğinin artık resmen bir 'küresel sağlık acil durumu' olarak kabul edilmesi çağrısında bulundu. Bu kapsamda DSÖ ve Birleşmiş Milletler'in koordineli bir küresel strateji geliştirmesi, iklim politikalarının merkezine insan sağlığının yerleştirilmesi ve sera gazı emisyonlarının acilen düşürülmesi gerektiği vurgulandı.

















