Uzak bir köşede saklanan bir gezegenin varlığı, astronomları uzun süredir düşündürüyor. Bu varsayımsal gök cismi, Güneş Sistemi'nin en büyük gizemlerinden birini çözebilir.
Güneş Sistemimizin en uzak noktalarında, keşfedilmeyi bekleyen bir dev gezegenin saklanıyor olabileceği fikri, astronomları yıllardır düşündürüyor. Bu teori, 1930'larda Plüton keşfedilmeden önce ortaya atılan 'X Gezegeni' fikrine benzer. O zamanlar, Uranüs'ün yörüngesindeki sapmalar, arkasında büyük bir gezegenin kütleçekim etkisi olduğu düşüncesini doğurmuştu. Ancak, bu gizem 1990'larda Neptün'ün kütlesinin yeniden hesaplanmasıyla çözülmüştü.
2016 yılında Caltech'ten astronomlar Konstantin Batygin ve Mike Brown, Neptün'ün ötesindeki Kuiper Kuşağı'ndaki bazı cisimlerin yörüngelerinin beklenenden farklı davrandığını keşfetti. Bu cisimlerin yörüngeleri, Güneş'in yanı sıra büyük bir kütleçekim kaynağından etkileniyor gibi görünüyor. Bu büyük kütleçekim kaynağının, Dünya'dan birkaç kat daha büyük olabilecek bir gezegen olduğu düşünülüyor. İlk başta şüpheyle yaklaşılsa da, giderek artan gözlemler Kuiper Kuşağı'ndaki cisimlerin yörüngelerinin gerçekten de düzensiz olduğunu gösteriyor.
Ancak, bu teoriye karşı çıkanlar da var. En büyük soru işareti, 'Eğer varsa, neden henüz kimse onu bulamadı?' sorusu. Bazı astronomlar, yeterli yörünge verisi olmadığını düşünürken, alternatif olarak bir enkaz halkasının veya küçük bir kara deliğin etkisinden bahsediliyor. Teorinin en büyük zorluğu, gözlem süresinin yetersizliği. Örneğin, 2017 OF201 adı verilen bir cismin yörünge süresi yaklaşık 24 bin yıl. Bu tür cisimlerin yörüngesindeki ince değişiklikleri fark edebilmek için çok daha uzun gözlem süreleri gerekiyor.
Son olarak, 2023 KQ14 adı verilen yeni keşfedilen bir cisim, yörüngesinin beklenenden daha kararlı olmasıyla bu teoriye yeni bir meydan okuma getirdi. Bu durum, varsayımsal gezegenin varsa bile, Güneş'ten 500 AU gibi daha uzak bir mesafede olması gerektiği anlamına gelebilir.

















