İkinci Abdülhamid tarafından başlatılan ve Medine'ye ulaşması planlanan tarihi Hicaz Demiryolu, modern standartlarla yeniden inşa ediliyor. Bu proje, kuzeyden gelen yükleri Kızıldeniz'e taşıyarak alternatif bir lojistik koridor oluşturacak ve bölgedeki siyasi ve ekonomik dengeyi değiştirecek.
33 yıllık saltanatı sırasında çökme noktasına gelmiş bir imparatorluğu modern seviyelere taşıyan II. Abdülhamid'in en prestijli eserlerinden biri olan Hicaz Demiryolu, günümüzde stratejik bir yeniden canlandırma sürecine girmiştir. Osmanlı coğrafyasında inşa edilen ilk hat İskenderiye-Kahire hattı olsa da, uzunluğu ve taşıdığı çok katmanlı potansiyel nedeniyle en kritik proje Hicaz hattı olmuştur. Alman kökenli Amerikalı mühendis Charles Zimpel'in Kızıldeniz ile Şam'ı birleştirme vizyonu, siyasi ve ekonomik kısıtlamalar nedeniyle tam olarak hayata geçememiş; ancak İstanbul ile Hicaz'ı bağlayan güzergah için çok sayıda proje hazırlanmıştır.
Halifelik makamının gerektirdiği sorumluluklar nedeniyle Hicaz'a özel bir önem atfeden Sultan Abdülhamid, bu hattı hem İslam dünyasının birliğine katkı hem de askeri lojistik kapasitenin artırılması amacıyla hayati görmüştür. Proje, uzak diyarlardaki Müslümanların hac ibadetini daha hızlı ve kolay yerine getirmesinin yanı sıra, bölgenin ticari ve sanayi altyapısının gelişmesine de zemin hazırlamıştı. 2 Mayıs 1900'de padişahın başkanlığında kurulan 'Komisyon-ı Ali', inşaatın tüm teknik ve idari süreçlerini yönetmekle görevlendirilmiş; Şam, Beyrut ve Hayfa'da da yardımcı komisyonlar oluşturulmuştur.
1 Eylül 1900'de başlayan inşaat sürecinde, hat 1 metre 5 santimetre genişliğinde raylarla döşenmiştir. İlk etapta Müzeyrib-Der'a kesimi 1901'de, ardından Der'a-Zerka ve Zerka-Amman bölümleri 1902'de hizmete açılmıştır. Emeviye camii önünde Şam'a kadar uzanan hat 1903'te, 800 kilometrelik mesafe ise 1906'da tamamlanmıştır. Gayrimüslimlerin geçişinin yasaklandığı bölümlerde Müslüman işçi istihdam edilerek çalışmalar sürdürülmüş, 1908'e gelindiğinde hat 1.464 kilometreye ulaşmış ve maliyet 3 milyon liranın üzerine çıkmıştır.
Finansman sürecinde, Sultan Abdülhamid'in 50 bin liralık bağışıyla başlatılan iç kampanya; diplomatik temsilciliklerin bulunduğu ülkelerden gelen dış desteklerle birleşmiştir. Ziraat Bankası kredileri ve yurt içi-yurt dışı bağışlar, toplam maliyetin üçte birini karşılamıştır. Bağışçılara verilen madalyalar, toplumsal motivasyonu artırmada etkili olmuştur. Ancak bedevi saldırıları ve emperyalist müdahaleler nedeniyle Medine-Mekke arası 450 kilometrelik kesim tamamlanamamış, hattın en belirgin katkısı askeri taşımacılık alanında gerçekleşmiştir. 1908 açılışından itibaren düzenli seferler başlatılırken, inşaat sürecinde 2.666 kagir köprü, 7 demir köprü, 9 tünel ve 96 istasyon inşa edilmiştir.
Sultan Abdülhamid'in Medine yakınındaki kutsal topraklarda gürültüden kaçınmak amacıyla ray altına keçe döşetmesi, projedeki hassasiyetin simgesi olmuştur. Günümüzde ise Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Şam-Ürdün arasındaki mevcut bölümün turizm amaçlı korunacağını, ancak modern taşımacılık ihtiyaçlarına cevap verecek yeni bir Hicaz Demiryolu inşa edileceğini açıklmıştır. Türkiye, Suriye ve Ürdün arasındaki mutabakat zaptıyla başlayan süreçte, mevcut demiryolu ağının Halep'e uzatılması ve eksik 30 km'lik üstyapının tamamlanması öngörülmektedir.
Bakan Uraloğlu, bu hattın ilerleyen dönemde Suudi Arabistan ve Umman'a kadar uzayacağını, Akabe Limanı'nı kapsayan ağın kuzeyden gelen yükleri Kızıldeniz'e taşıyarak üç ülkenin ihracat ve transit gelirlerini katlayacağını belirtmiştir. 9 Haziran 2026'da Türkiye ve Suudi Arabistan arasında imzalanan demiryolu ve lojistik işbirliği anlaşmaları, projenin somutlaşması için kritik bir eşik oluşturmuştur. Bu anlaşmalar, ortak lojistik merkezlerin kurulması ve teknik işbirliği mekanizmalarının oluşturulması yönünde siyasi iradeyi pekiştirmiştir.
Yedioth Ahronoth gazetesindeki değerlendirmelerde, Suudi Arabistan'ın bir dönem İsrail'in Hayfa Limanı'nı içeren IMEC koridorunu tercih etmesine rağmen, bölgedeki çatışmaların ardından stratejik tercihini Türkiye'den yana değiştirdiği vurgulanmıştır. Anlaşmaların, Hürmüz Boğazı'nı baypas ederek Körfez tedarik zincirlerini güvence altına almayı hedeflediği, 5,5 milyar dolarlık yatırımın Asya Kalkınma Bankası'nın 750 milyon dolarlık taahhüdüyle desteklendiği aktarılmıştır. İstanbul'dan başlayıp Haditha sınır kapısına uzanan bu hat, gelecekte Umman ve Hint Okyanusu'na açılarak Türkiye'ye İskenderun Boğazı'ndan Kızıldeniz'e uzanan geniş bir jeopolitik nüfuz alanı kazandıracaktır.

















