Türk SİHA’ları, insansız hava araçlarında savaş sahasını değiştirdi ve şimdi insanlı-insansız ortak faaliyetler için hazırlanıyor. KIZILELMA ve ANKA-3 gibi sistemler, Türk havacılığında yeni bir dönemin kapılarını aralıyor.
Türkiye, son 10 yılda insansız hava araçlarını en etkin şekilde kullanabilen ülkelerin başında geliyor. Özellikle Suriye’deki harekatlar sırasında Ankara’nın kendine has bir doktrinle sahaya sürdüğü insansız hava araçları, küresel dönüşümün başlangıcını işaret etti.
Bugün, insansız hava araçlarının geleceğine yönelik en kritik virajlardan biri, bu platformların insanlı araçlarla icra edeceği muhtemel görevler. Bu durum, son derece karmaşık ve zorlu bir sürece işaret ediyor. Geçtiğimiz günlerde BAYKAR ile İtalyan Leonardo, Türk insansız savaş uçağı KIZILELMA ve İtalya’nın insanlı savaş uçağı M-346 arasında ortak bir uçuş gerçekleştirdi. Bu test, KIZILELMA’nın pistten havalandıktan sonra otonom olarak M-346 savaş uçağının yanına gelerek pilotun direktiflerini başarıyla yerine getirdiğini gösterdi.
TUSAŞ’ın çalışmaları, bu alandaki kabiliyet gösterimlerinden biri olarak tarihe geçen KIZILELMA-M346 uçuşu, tek çalışma değil. TUSAŞ mühendislerince geliştirilen ANKA-3, insanlı uçaklarla görevler için de önemli bir platform olarak öne çıkıyor. KAAN gökyüzüyle buluştuğunda, ANKA-3’ün de her anlamda hazır olacağı bekleniyor. TUSAŞ’ın elindeki insanlı ve insansız sistemleri birlikte kullanabilmek adına farklı denemeleri, yakın gelecekte KAAN’ın da gökyüzünde ANKA-3 ile farklı formasyonlar deneyeceğini gösteriyor.
