İstanbul'da gerçekleştirilen TRT World Forum kapsamında, enerji krizlerinin kurumlar üzerindeki baskısı ve artçı etkileri ele alınan bir panel düzenlendi.
TRT World Forum, 2017'den bu yana uluslararası alandaki önemli figürleri bir araya getirerek İstanbul Kongre Merkezi'nde çalışmalarını sürdürüyor. Bu yılki forum, 'Merkezsiz Dünya: Kurallar Geçersiz Kaldığında Kim Liderlik Eder?' ana teması altında toplanıyor. Etkinlikler çerçevesinde TRT World spikeri Matthew Moore'un moderatörlüğünde, 'Enerji Krizlerinin Artçı Sarsıntıları: Baskı Altındaki Kurumlar' konulu oturum gerçekleştirildi.
Milli İstihbarat Akademisi Başkanı Talha Köse, paneldeki değerlendirmesinde Türkiye'nin enerji coğrafyasındaki kritik konumuna dikkat çekti. Türkiye'nin yalnızca bir transit ülke olmaktan çıkıp bölgesel bir enerji merkezi haline gelmeyi hedeflediğini vurgulayan Köse, enerji akışının kesilmesinin etkilerinin sadece Türkiye ile sınırlı kalmadığını, Avrupa ve diğer ülkeleri de doğrudan etkilediğini belirtti. Köse, Türkiye'nin ticaret ve enerji yollarını koruyacak kapasiteye sahip olduğunu ve tüm paydaşlarla iyi ilişkiler sürdürme gayreti içinde olduğunu ifade etti. Barışın sağlanmasının öncelikli hedefleri olduğunu belirten Köse, boru hatları ve enerji güzergahlarının güvenliğini garanti altına almaya çalıştıklarını, diplomatik ve arabuluculuk yeteneklerini de geliştirerek kriz anlarında destek olmaya hazır olduklarını altını çizdi. Türkiye'nin finansal, savunma ve diplomatik gücüyle Orta Doğu, Orta Asya ve Hazar havzasına gerçek bir enerji merkezi olarak hizmet etme iradesini tüm dünyaya gösterdiğini dile getirdi.
Eski Avrupa Birliği Komisyonu Enerjiden Sorumlu Üyesi Kadri Simson ise konuşmasında AB ülkelerinin fosil yakıt ithalatındaki yüksek payına ve fiyat dalgalanmalarından doğan maliyetlere değindi. Simson, Avrupa'nın bu yıl fosil yakıt ithalatı için 150 milyar avrodan fazla ek ödeme yaptığını, 2022 yılında ise Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı ve doğal gaz arzının kesilmesi nedeniyle bu rakamın 600 milyar avroyu aştığını hatırlattı. Avrupa'nın Rus gazına bağımlılığından kaynaklanan sorunları ve alternatif arayışlarını anlatan Simson, Türkiye'nin bu süreçte Güney Gaz Koridoru üzerinden Azerbaycan gazını Avrupa'ya ulaştırarak kritik bir rol üstlendiğini ve kısa sürede kapasitesini en üst düzeye çıkardığını belirtti. Rusya'dan gelen hacmin tek bir üretici tarafından karşılanmasının mümkün olmadığını belirten Simson, Avrupa'nın onlarca gigavatlık rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesi devreye alarak elektrik üretiminde yenilenebilir kaynaklara geçtiğini ve bu sayede gaz tüketimini azalttığını aktardı. Simson'a göre Avrupa'nın mevcut enerji krizinden görece az etkilenmesinin temel nedeni, yenilenebilir enerjinin fosil yakıt santrallerinin toplam üretimini geçmesidir.
Eski Moldova Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ile Avrupa Entegrasyonu Bakanı Nicu Popescu, Moldova'nın Rusya-Ukrayna Savaşı öncesinde de enerji şokları yaşadığını, ancak 2022'de gaz arzının fiilen durmasıyla Rus gazına bağımlılığın yüzde 100'den yüzde 0'a indirildiğini açıkladı. Popescu, bu dönüşümün iki ila iki buçuk yıl içinde tamamlandığını belirtti. Elektrik tarafında ise Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesinin ardından Moldova ve Ukrayna'nın Rus elektrik şebekesinden ayrılarak Avrupa şebekesine entegre olduğunu aktardı. Yaşanan zorluklara rağmen hızlandırılmış bir yeşil enerji geçişi uyguladıklarını vurgulayan Popescu, üç yıl içinde yenilenebilir elektrik oranının yüzde 3'ten yüzde 30'a yükseltildiğini duyurdu.
Cenevre Güvenlik Politikası Merkezi (GCSP) Uluslararası Güvenlik Diyaloğu Departmanı Direktörü Alexandra Matas, enerji ve jeopolitik arasındaki sıkı bağı vurgulayarak, siyasi anlaşmazlıklarda diplomasinin yeterince kullanılmadığına dikkat çekti. Matas, diplomatik müzakerelerin sadece dostlarla değil, rakip devletlerle de yürütülmesi gerektiğini, ancak birçok liderin bu kanalları tercih etmediğini gözlemlediğini belirtti. Matas, mevcut durumdan umut veren iki gelişmeyi şöyle özetledi: 'Birincisi, Türkiye gibi arabuluculukta aktif yeni aktörlerin rolünün artması, ikincisi ise gayriresmi diplomatik diyalog araçlarının daha fazla devreye sokulmasıdır.'

















