1821'de Mora Yarımadası'nda başlayan isyan, Tripoliçe'de savunmasız sivillere yönelik dehşet verici bir katliama dönüştü. Yunan çeteleri, kadın, çocuk ve yaşlı demeden binlerce Türk'ü acımasızca katletti.
Tarihi belgeler ve yabancı gözlemcilerin raporları, 1821'de Mora Yarımadası'nda yaşanan olayların sıradan bir isyandan öte, sistematik bir etnik temizlik olduğunu ortaya koymaktadır. Megali Idea idealiyle hareket eden Yunan güçleri, 'bağımsızlık' kisvesi altında Türk varlığını silmek amacıyla korkunç bir insanlık dramına imza attı. Bu süreçte, kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı gözetilmeksizin yaklaşık 40 bin Türk can verdi.
Mora İsyanı'nın başlangıcında Rum liderler, 'Mora'da tek bir Türk kalmayana kadar savaşacağız' beyanıyla hedeflerini açıkça ilan ettiler. Mart 1821'den itibaren Osmanlı yöneticileri ve sivil Müslümanlara yönelik saldırılar yoğunlaştı. İsyanın asli hedefi, bölgenin idari merkezi olan Tripoliçe'ydi. Şehir, 50-60 bin civarında isyancı tarafından yaklaşık beş ay süreyle kuşatma altına alındı. Bu uzun kuşatma sonucunda kaledeki Osmanlı garnizonu ve siviller açlık ve hastalık nedeniyle çökmüş durumdaydı.
23 Eylül 1821'de kuşatma kırıldı ve şehir, üç gün üç gece süren ağır bir yağma ve katliamla karşı karşıya kaldı. On binlerce Türk, işkenceler eşliğinde vahşice öldürüldü. Batılı tanıkların aktardıklarına göre, sokaklar cesetlerle kaplandı. ABD'li yazar McCarthy, bu durumu şöyle anlatıyor: 'Üç gün boyunca Türk yerleşimciler vahşilere teslim edildi. Cinsiyet ve yaşa bakılmaksızın herkes öldürüldü. Çetelerin lideri Kolokotronis, atının ayağının cesetlerden oluşan bir halıya bastığını belirtmiştir.'
İsyan öncesinde Mora'da 90 bini aşkın Müslüman nüfus bulunurken, olayların ardından bu nüfustan geriye pek azı kalmıştır. Hayatta kalanlar, üç asırlık yurdunu, evlerini ve mezarlıklarını bırakarak kaçmak zorunda kaldı. İskoçyalı Albay Thomas Gordon, şehre girdiğinde gördüğü manzarayı şu sözlerle özetlemiştir: 'İki gün içinde şehirde tek canlı kalmamıştı. Çoğu uzuvları kesilerek öldürülmüştü. Avrupa'daki aydınlar, Yunanların ideallerine uygun uydurma raporlar nedeniyle gerçek barbarlığın Yunanlar tarafından işlendiğinden habersizdi.'
İngiliz yazar William St. Clair de Türklerin nasıl yok edildiğini detaylıca aktarır: 'Türkler, 1821 ilkbaharında ani ve sessizce yok edildi. 40 bini aşkın insan, komşuları tarafından haftalarca süren boğazlamalarla katledildi. Evleri yakıldı, cesetlerin üzerine yıkıldı. Yolda kaçmaya çalışanlar da asiler tarafından öldürüldü.'
Maalesef, bu katliamı belgeleyen yabancı kaynak eserler, sonradan ABD, Fransa, Almanya ve İngiltere kütüphanelerinden sistematik olarak imha edilmiştir. Kalan az sayıdaki tanıklık bile suçun açık kanıtı niteliğindedir. Bugünkü Yunan milli marşının yazarı Dionysios Solomos, 1823 tarihli şiirinde Türkleri 'adil olmayan bir millet' olarak tanımlayıp katliamı meşrulaştırmaya çalışmıştır. Aradan geçen 200 yıla rağmen, dünyaya unutturulmaya çalışılan Tripoliçe katliamı, masum Türklerin acı hatırası olarak tarihteki yerini korumaktadır.

















