Uluslararası standartları belirleyen otoriteler, atomik hassasiyet ile gezegenin dönüşü arasındaki uyumsuzluğu gidermek için kullanılan 'artık saniye' mekanizmasına son vermeye karar verdi.
Günlük hayatta kullandığımız saatlerin temelini oluşturan Eşgüdümlü Evrensel Zaman (UTC), dünya genelindeki atom saatlerinden derlenen verilerle şekillenmektedir. Atom saatleri son derece yüksek bir hassasiyette çalışırken, Dünya'nın kendi ekseni etrafındaki dönüş hızı sabit değildir; Ay'ın çekim kuvveti, iç jeolojik hareketler ve buzul/su kütlelerindeki değişimler bu hızı etkilemektedir.
Bu durum, astronomik zaman ile atomik zaman arasında sapmalara yol açmaktadır. 1972'den bu yana bu sapmayı dengelemek için gerektiğinde saatlere bir saniye ekleniyor; bugüne kadar 27 kez yapılan son artış 31 Aralık 2016'da gerçekleşti. Ancak bu müdahale, hassas zamanlamaya ihtiyaç duyan dijital altyapılarda ciddi sorunlar doğuruyor.
Bilgisayar sunucuları, telekomünikasyon, enerji ve finans sektörlerinde teknik aksaklıklara neden olan artık saniye uygulaması, geçmişte de önemli olaylara yol açtı. 2012'deki düzeltme Reddit ve LinkedIn'de, Qantas rezervasyon sisteminde ve 2016'daki son uygulamada ise Cloudflare müşterilerinde kesintilere sebebiyet verdi. Teknoloji firmaları, düzensiz aralıklarla yapılan bu eklemelerin yazılımlarda beklenmedik hatalara neden olduğunu vurgulayarak uygulamanın sonlandırılmasını talep etti.
Uluslararası Ağırlıklar ve Ölçüler Bürosu (BIPM) öncülüğünde, 15 Ekim 2026'da Fransa'da toplanacak heyette artık saniye yerine 'artık saat' konseptinin kabul edilmesi planlanıyor. Yeni modelde atomik ve astronomik zaman arasındaki farkın 3 bin 600 saniyeye (1 saat) kadar açılmasına izin verilecek; bu sapmanın oluşması binlerce yıl alabileceğinden, her yıl saniye eklemenin gerekliliği ortadan kalkacak.
Bu değişiklik, gündelik saat kullanımlarında doğrudan bir fark yaratmazken, hassas senkronizasyon gerektiren teknolojik sistemlerde köklü bir dönüşüm sağlayacaktır. Nitekim bazı uzmanlar, artık saniyenin kaldırılmasının yeni teknik adaptasyonlar gerektireceğini ve zaman ölçümünün Dünya'nın dönüşüne endeksli kalmasının bilimsel değerini sürdüreceğini belirtmektedir.

















